Çevirmen Mehmet Hakkı Suçin: “‘Öteki’ yoksa zaten çeviriye gerek yoktur.”

kale21012017 (8)

Söyleşi: Merve Koçak Kurt – edebiyathaber.net (26 Ocak 2017)

Arapçadan dilimize çevirdiği Nizar Kabbani’nin “Aşkın Kitabı” eseri ile Türkiye Yazarlar Birliği “Çeviri Ödülü”nü alan Akademisyen-Çevirmen Mehmet Hakkı Suçin ile, çeviriye ve şiire dair bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Bir söyleşinizde “çeviri”yi “öteki dilde var olmak” diye tanımlamışsınız. Buradaki “öteki” kavramını biraz açar mısınız Hocam? Kendi dilimizi öteki dilde, öteki dili kendi dilimizde nasıl var kılarız?

“Öteki Dilde Var Olmak” genel olarak çevirinin, özellikle de Arapça çevirinin kuramsal yönlerini ele aldığım bir kitabımın adı aynı zamanda. Çeviri dediğimizde zaten zımnen “öteki”nden bahsediyoruz. “Öteki” yoksa zaten çeviriye gerek yoktur. Bu yüzden çeviri dediğimizde çoklu bir var oluştan bahsediyoruz. Öteki dilde var olmak derken dilin iki boyutuna işaret etmiş oluyorum. Birincisi az önce bahsettiğim çeviri boyutu. İkincisi ise dil öğrenmekle ilgili. En az bir yabancı bir dil bilmiyorsanız ötekinin dilinde yoksunuz demektir. Yine bir yabancı diliniz olup da o dilde gerçekten “var” olmadığınız durumda da öteki dilde var olamamak söz konusu.

Arapçadan dilimize yapılan çevirilerle ilgili nasıl bir tarihsel süreç yaşandı ülkemizde? Özellikle edebi çeviriler…

Bildiğim kadarıyla Arapçadan Türkçeye yapılan en eski çeviriler Kelile ve Dimne, Antername ve Selvanu’l-Mutâ adlı eserlerdir. Kelile ve Dimne ilk kez 14. yüzyılda Kul Mustafa tarafından çevrilmiş. Antername Cahiliye şairlerinden Antara’ya ait bir eser. “Arapların Herkülü” lakabıyla bilinen bir şair. Türkçeye 15. yüzyılda çevriliyor. Muhammed bin Abdullah’ın Selvanu’l-Mutâ adlı eseri ise yanılmıyorsam 19. yüzyılda çevrilmiş. Tahtavi’nin meşhur eseri Tahlîsu’l İbrîz ise 1830 yılında çevrilmiş. Fakat ilginçtir ki Arap edebiyatından dilimize yapılan çevirilerin ezici bir çoğunluğu Cumhuriyet’ten sonra yapılmıştır. Abbasi döneminin önemli bilgini el-Câhız, derlemeci İbn Abdurabbih, “makâme” denilen anlatı yazarları el-Hemezani ve el-Hariri, İbn Tufeyl, İbn Hazm gibi klasik şahsiyetlerin bazı eserleri Cumhuriyetten sonra Türkçeye kazandırılmıştır.

Tam bu noktada şunu sormak istiyorum: Çağdaş Arap edebiyatından yapılan çeviriler açısından durum nasıldır?

Burada kilit isim Mısırlı Necip Mahfuz. Biliyorsunuz 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Belki de Arapçadan Türkçeye yapılan çevirileri Nobel öncesi ve sonrası şeklinde sınıflandırmak lazım. Necip Mahfuz’un Nobel’i almasından önce en çok çevrilen yazarlar arasında şunları sayabilirim: Corci Zeydan, Halil Cibran, Necip Mahfuz, Necip el-Keylani, Tevfik el-Hakim, Neval Sa’davi, Tayyip Salih ve Gassan Kenefani. Bunların arasından Corci Zeydan ve Necip el-Keylani’nin dini ve tarihi içerikli romanlarının erken bir dönemde Türkçeye çevrildiğini biliyoruz. Bazı romanların birden çok çevirisi yapılmıştır. Mesela Zeydan’ın el-Abbase adlı eserinin beş çevirisi bulunmaktadır. Halil Cibran da bu dönemde en çok çevrilen yazarlar arasında.

Söyleşinin devamını okuyunuz » EdebiyatHaber


Kategoriler:Söyleşi

Etiketler:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: