Haydar Ergülen | Santral Memuresi

HAYDAR ERGÜLEN
Hapisane, Doktor’un, Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi üniversite oldu yeniden, mektep oldu. Attila İlhan’ın şiirindeki gibiyiz, içerdekimiz, dışardakimiz, hepimiz hapisiz!

Vakit güze döndüğünde, Filiz de koltuğunda şöyle bir yarım dönüş yapar, “ne vardı yaratıcı olacak, şu danışmada oturup telefonlara baksam yeter!” derdi. Ben de günüme göre çeşitli tepkiler verirdim onun bu sözlerine. Filiz bir mi iki mi unuttum, ‘ah’ çeker, sonra kaldığı yerden yaratmaya devam ederdi.

25 yıl geçti bu sözlerin üzerinden. Belki daha fazla. Filiz’le aynı reklam ajansında çalışıyorduk, ikimiz de reklam yazarıydık. O tiyatro okumuş, sonra evlilik sebebiyle İstanbul’a taşınmış bir İzmirli’ydi. Birkaç yılımız geçti böyle. Yaratıcılık fikrini sorgulardı. “Altı üstü reklamcılık, reklam yazmak, yaratıcılık filan da neymiş?” derdi, derdik.

Kış gelip ajansa da bir karanlık çökünce, en çok da o karanlık saatlerde işte, depreşirdi Filiz’in ‘santral memuresi’, ‘telefoncu kız’ ya da ‘danışmada sekreter’ olma isteği. ‘Ne güzel’ derdi, ‘telefon çalıyor, bağlıyorsun’.

Doğrusu bazen imrenilmeyecek gibi de değildi bu iş. Nihayet bu da bir iletişim sayılmaz mıydı? ‘Yakışır da sana’ derdim, ‘öyle uykulu sesinle yanıtlarsın telefondakini, bir daha da aramaz!’ Her zaman bu kadar edepli olmazdı konuşmalarımız elbette, soğuk, yağmurlu, karanlık, karlı ve evi özlediğimiz ikindilerde, ‘şimdi evde tam fuhuş havası’ dediği de olurdu. Gülüşürdük. Eyleme değil ama onunla ‘fuhuş havası’ diye dalga geçmesine!

Filiz’le pek az karşılaşıyoruz, 5 yılda bir belki. Ama ne onu unuttum ne de onun masum sekreterlik isteğiyle, soğuk yüzlü havayı ısıtan sözlerini. Santral memuresi olmadığını biliyorum. En son gördüğümde kızı Ayşecan’la analı kızlı yurtdışı gezilerine çıktığını anlatmıştı ayaküstü.

Filiz: Her eve lazım desem yanlış anlaşılır, her ajansa lazım desem Filiz istemez, iyisi mi her santrale lazım bir eleman diyelim…

Yazının burasında, ‘iyi misin?’ diyen sorunuzu duymaya, soran gözlerinize bakmaya hazır olduğumu da söylemek isterim. İyi miyim?

Uzakların iyiliği mi diye düşündüm, hayır. İnsan uzaktayken kendini o kadar da iyi hissetmez. Daha çok kaygılanır, büyütür, sanki hiç sorun yaşamamış gibi kendini acemi sanır. Türkiye’de hiç yaşamamış, yaşamıyormuş gibi saf sandığı da olur. Neyse sonra her şey yoluna girer, zira memleket insanı yola getirir!

Benimki biraz şarkıdaki “huzur arıyorum, dost arıyorum, şefkat arıyorum” arayışına yanıt gibi oldu. Birkaç gün önce Kazablanka’ya, oradan da Magrip Sahrası’ndaki Layounne (Arapçası El-Uyûn) şehrine geldim. Atlas Okyanusu’nun kıyısındaki çöl burası. Kuzey Afrika’nın mimarisini taşıyan evleri, sessizliği ve tenhalığıyla, insanı geçici de olsa huzura, bir dostun varlığına kavuşturan bir ev gibi. Kırmızı bir ev. Yoksul ama rengarenk. Genç kızlar, kadınlar geleneksel, hafif, ince, renk renk desen desen giysileriyle ve gülen yüzleriyle sokaklarda. Gecesi yok. Sanki şehir gündüz, gecesi çöl.

Teması ‘mistik şiir’ olan Uluslararası El-Uyûn Şiir Festivali’nin ilki yapılıyor burada. Latin Amerika’dan, Arap ülkelerinden 40 kadar şair, bir o kadar da akademisyen var. Türkçeye Adonis, Mahmut Derviş, Muhammed Bennis gibi büyük Arap şairleri başta olmak üzere, Arapçadan öyküler, şiirler de çeviren doçent Mehmet Hakkı Suçin’le geldik buraya. Sufi şiir üzerine sunulan çeşitli bildirilerden biri de Suçin’in, Ece Ayhan’ın deyimiyle ‘Türkmen kocası’, büyük sufi şairimiz Yunus Emre üzerine sunduğu bildiri. Ben de onun Arapçaya çevirdiği “Sırlar Gazeli” ve “Dünkü Çocuk” şiirlerimi okuyacağım. Sakin miyim peki?

Evde daralan kadınların kendini sokağa, canını dışarıya atması gibi gelişiyor bazen her şey. Dediğim ‘aynıyla vaki’. Filiz’in de dediği gibi. O da kendini bir sakinliğe, hatta yalnızlığa kapatmak istiyordu. Öyle demeyin, bazen yalnızlık çok şey demektir. Çok şey? İyilik, sakinlik, yumuşaklık… Daha ne olsun? Ne bileyim, memleket bir telefon santrali olsun, santralde de Filiz otursun, ama bir zaman hiç telefon filan çalmasın. Herkes kafasını, kendini, içini, kalbini filan dinlesin, değilse de dinliyormuş gibi yapsın.

Filiz telefonlara baksın da, peki ben ne yapacağım, ne olacağım? Elhamra’da şiir okudum, sonra sufi şiir festivaline geldim. Sonra da dönüp memleket cihetine baktım. Lakin bizim memlekette sufi kalmamış, hiç olmamış gibi. “Kan var bütün kelimelerin altında”. Hapisane, Doktor’un, Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi üniversite oldu yeniden, mektep oldu. Attila İlhan’ın şiirindeki gibiyiz, içerdekimiz, dışardakimiz, hepimiz hapisiz! “Şimdi sen orada mahzun ben burada mahzun/kuş değilim lodos poyraz uçamam/demirlerin gölgesi yüreğimi karartır…” Turgut Uyar’a bakarak söylersek, “Necmiye’yi sorarsan içerdedir, Aslı’yı sorarsan içerdedir.” İstanbul Kitap Fuarı başladı, Türkiye’nin en eski, en iyi kitap eki Cumhuriyet Kitap’ın yönetmeni hepimizin sevgili arkadaşı, yakın dostu Turhan Günay da artık içerdedir. İçerlememek elde değildir. Değildir de gel haberi nerden verek? Her şey bellidir, hiçbir şey bilinmemektedir.

Pek çoğunun yazılarından İbn Arabi, ağızlarından Niyaz-i Mısri eksik olmuyor olmasına da, sufi şairlerin sözünü, öğütlerini dinleyen de pek yok. Öyle olsa, mistik geçinenler kendilerine rağmen sözün onurunu yüceltmek, şiirin ve yazının onurunu en çok bugünlerde korumak için ayağa kalkarlardı. Koca Yunus’un dediğini tekrarlar, “Yaradılanı sevdik Yaradandan ötürü” derlerdi. Şimdiki sufi ise, Tanrıdan korkacağına başkasından korkuyor! Kendi sözünün içine hapsolmuş, ne sözünü dışarı salıyor ne de kendisi sözünden dışarı çıkıyor. Böyle olunca da istediğin kadar şiir yaz, Derviş Yunus’un sözlerini duy, dinle, üstüne de “nesini söyleyim canım efendim?” dizesine gel. Sonra da birileri hala içinde bolca merhamet, adalet, vicdan geçen yazılarını soğuk soğuk önüne koysunlar.

Sait Faik’in “Yazmasam deli olacaktım!” sözü, elbette yalnızca onun için geçerlidir. Pek çok yazar ve şairden duydum bu tekrarı, “Ben de Sait Faik’in ‘yazmasam çıldıracaktım!’ dediği gibi, yazmasam çıldırırdım!” demiyorlar mıydı, hayır ben buna çıldırmıyordum, yalnızca gülüyordum. O Sait Faik çünkü, yazmasa deli olacak biri! Siz de başka bir şey olun efendim. Huzursuz, dengesiz, kötü, asi…

Ben asla Sait Faik’in dediği gibi değil, aksine, yazarsam deli olacağım şimdi!

 

Kaynak: Birgün, 13.11.2016



Kategoriler:Yazı

Etiketler:, , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: