Haydar Haydar | Karıncalar ve Gat

haydar haydar

Haydar Haydar

Arapçadan çeviren: Mehmet Hakkı Suçin

İlk karınca ağacın altına uzanıp yatan Mahmud İbn Abdullah ez-Zubeyri’nin ayak parmağından yukarıya doğru emeklediği sırada bir an gözü ona takıldı. Bu cılız yaratığın dev bedenini tırmandığını görünce gevrek gevrek güldü. Tatlı bir gevşeme hâliyle bir çiğnemlik gatı [1] ağzında dolaştırdı. Ağzıyla bir kadının memesini okşayan bir adamın duyduğu zevki hissetti.

Mahmud İbn Abdullah ez-Zubeyri “Ahh! Bu zevkten mahrum olanlar ne kadar zavallı!” dedi kendi kendine.

Güneş ağaç dallarının arasından nüfuz ediyor, yarısı güneşte yarısı gölgede uzanan adamın bedenine gatın verdiği lezzetle bir tür canlandırıcı uyuşukluk veriyordu. Yakındaki bir kahvehaneden Doğulu bir şarkıcının sesi süzüldü. Bu ses onu tarif edilemez bir sükûnete götürdü.

Gat çiğnemini emip iştahla ağzında sıktığı sırada başka bir karınca gelip yoldaşını takip etti. Hareketsiz bedene doğru parmakları tırmalayarak yol almaya başladılar.

Üçüncü karıncanın çıkışından gıdıklandı. Son derece küçük ağzıyla bedenini ısırdığında küçük bir dikenin battığını hissetti.

Mahmud İbn Abdullah “Geri zekâlı karıncalar!” diye söylenerek mayışmış bir şekilde karıncayı düşürmek veya onu ezmek için parmaklarını oynattı. Fakat karıncanın hareketleri onunkinden daha çevikti. Yerini terk edip adamın ayak tabanına doğru indi.

Uyuşukluk yatmakta olan adamın bütün hücrelerine kadar işledi. Güneşe, gata ve Doğunun Yıldızı’nın [2] tatlı ve rahatlatıcı sesine mest oldu. Gökkuşağını andıran renkli rüyalara ve düşlere daldı. Kendini, yıldızların diyarına varana kadar tarlaların ve dağların üzerinde uçarken gördü. Bu yıldızların çiçeklere dönüştüğünü gördü. Bunları koparıp ilmeğine ekti, kendini tavus kuşu gibi hayal etti. Ayrıca bu yıldızların altın kürelere dönüştüğünü gördü. Bunları şehrin meydanında satıp aldığı parayla silahlar, atlar, şahinler ve av köpekleri satın aldı.

Yıldızlardan, altından, silahlardan ve şahinlerden sıkılınca yüzleri kar beyazı, saçları buğday başakları ve gözleri deniz renginde beyaz tenli kadınları düşledi.

Sonra bir kez daha kendini gördü. Elinde bir kılıç ve mızrak rüzgârı delip geçen bir şövalyeydi. Dünyanın tartışılmaz kralı olmuştu. İşte yer ayaklarının altında. Dilediğini emrediyor, dilediğini men ediyor. Etrafında emrine amade köleler, cariyeler ve askerler. Birden çok kadınla evlenmeye başladı. Her bir kadına bir saray, her birine bir gece tahsis etti.

Nihayet krallığı iyice sağlamlaşınca, başta kendisini reddeden o sivri dilli eski komşusu olmak üzere tüm düşmanlarından kurtulması gerektiğini düşündü. Kadını getirtip yargıladı. Çıplak bir şekilde ayaklarına kapanmasını, erkeklikte ve cesarette eşi benzeri olmayan bir kral olduğunu itiraf etmesini emretti. Sonra cellâdından dilini kesip onunla tek tek yatmaları için kölelerine göndermesini istedi.

Mutlu kral Mahmud İbn Abdullah ez-Zubeyri, geçmişte kendisine iktidarsız, aptal ve ahmak damgasını vuran bir adam getirilmesini emretti. Cellâtlarından, bu adamı kanı akana kadar dövdükten sonra cinsel organlarını kesip tüm insanların önünde köpeklere atmalarını emretti.

İşte böyle, Mahmud İbn Abdullah ez-Zubeyri tahtına uzanmış, düşmanlarından tek tek intikam alıyordu. Bu sırada minik minik hakir karıncalar baygınlık ve düş halinde yüzen bu bedene tırmanıyordu. Karıncalar toplu halde yavaş yavaş yollarını kat ederek, gönül rahatlığı içinde bedeni işgal ediyorlardı.

Ve işte adamın gözkapakları ağırlaşmaya başladı. Rüyalar, fanteziler dans ederek hayalden hayale, yıldızdan yıldıza, dağdan dağa, kentten kente atladı. Doğulu şarkıcının sesi tatlı tatlı akarken, susamış hücrelerde dolaşan bu muhteşem gat, onu hafif bir rüzgârın üstünde taşıdı.

Gün ufka doğru kaybolmaya yüz tutarken Mahmud İbn Abdullah ez-Zubeyri uyudu. Derin uyku onu denizkızları ve gizli hazinelerle dolu uzak adalara taşıdı. Yakuttan, elmastan ve gattan hazineler. Bu adaların bütün hazineleriyle, kayalıklarıyla ve ağaçlarıyla bir gat ormanına dönüştüğünü gördü. Kollarını açarak ormanla kucaklaştı ve keyif veren bir yabanilikle onu çiğnemeye koyuldu.

Karıncalar şimdi karınca ordusuna dönüşmüştü. Dört bir taraftan akın edip düş gören adamın bedenini sardılar. Onun bedenini mutlak bir özgürlükle dolaşıyorlardı. Karıncasal içgüdüleriyle bu adamın uyanıklık dairesinin dışında olduğundan ve çiğneme işleminin durduğundan emin olunca sakin, gevrek ve aptalca gülüşüne baktılar. Ve bir cesede dönüşen bu ganimet üzerinde aralıksız çalışmaya başladılar.


[1] Gat: Ağızda çiğnendiğinde uyarıcı etkisi olan, Doğu Afrika ile Arap yarımadasında özellikle Yemen’de yetiştirilen çiçekli bir bitkidir. (Ç.n.)

[2] Doğunun Yıldızı (Kevkebu’ş-Şark): Türkiye’de Ümmü Gülsüm adıyla bilinen Mısırlı ünlü şarkıcı Umm Kulsûm’un lakabı. (Ç.n.)

Kaynak: Dünyanın Öyküsü, Ekim-Kasım 2012



Kategoriler:Öykü

Etiketler:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: